Selimiye Günleri

Kitabı hazırlarken, irtibatta olduÄŸum ve nazımın geçtiÄŸi arkadaÅŸlarımın anılarından, Selimiye Web Sitesinden, etkinlik günlerindeki konuÅŸmalardan ve en önemlisi, o zamanlar Müzik ÖÄŸretmenimiz olan, ÅŸimdi ışık ve müzik içinde uyuyan Serdar Öztürk’ün hazırlayıp hepimize verdiÄŸi Selimiye broÅŸüründen yararlandım.
​
Bu kitapta tam iki bin beÅŸ yüz kırk altı (2546) hayat var. Selimiye Askeri Ortaokulunda okuyanların miktarıdır bu. Altmış beÅŸ yıl önceki o kışlada koÅŸuÅŸturan üniformalı çocukların birazı subay, birazı mühendis, birazı öÄŸretmen, birazı edebiyatçı, birazı sanatçı yetiÅŸtiler. Geri kalanlar mı? “Fazla hamaset yapıyorsun!” deseniz bile söyleyeceÄŸim. Geri kalanlarımız benden daha fazla “vatansever” oldular.
​​
1959’un Temmuz ayında Askeri Ortaokulların birleÅŸtirilip hepsinin bir yerde toplanmasıyla ilgili bir gazete haberi var. Demokrat Parti dönemindeki bu gereksinme neden duyulmuÅŸ, neden aceleye getirilmiÅŸ ve kimler istemiÅŸti? Daha sonra 1966 yılında neden Askeri liseler de kaldırılıp Kuleli ’de birleÅŸtirilmiÅŸti? Bu soruların yanıtını bulmak ancak emekli olduktan sonra aklımıza gelmiÅŸti. ArkadaÅŸlarla epey araÅŸtırdık ama bulamadık. Kara Kuvvetleri Komutanlığına baÄŸlı ArÅŸiv MüdürlüÄŸüne gidip resmen soruÅŸturmak gerektiÄŸini biliyordum ama “Bu çaÄŸda bu dinozor albay neden bunları inceleme gereÄŸi duyuyor?” sorusunu sorarlar diye de çekinmiÅŸtim. Kara Kuvvetlerinin arÅŸivlerinde mutlaka ilgili belge/belgeler vardır. İlerde bir subayımız ya da bir askeri okulumuz “Cumhuriyet Dönemi Askeri Okullar” konulu akademik bir araÅŸtırma yapar umarım.
​
Bizler anne ve babalarımızdan uzakta, bu koca kışlada koÅŸtururken, o yaÅŸlarda adaletin ne demek olduÄŸunu herkesten önce gördük. Belki de kötülüklere karşı mücadelenin nasıl yapılacağını, nasıl birlik olunacağına, bir örgütün nasıl kurulacağını, nasıl etkili olacağını, hak, hukuk ve adaletin ne olduÄŸunu o yaÅŸlarda, erkenden öÄŸrenme fırsatımız olmuÅŸtu.
​
Yatılı okulun o yaÅŸlarda zararlı yönleri de vardı, akran zorbalığının ne mene bir ÅŸey olduÄŸunu biz çok önceleri öÄŸrendik. Ama herkesten önce “ötekini dinlemeyi” de öÄŸrenmiÅŸtik. Anne babalarımızın çoÄŸunun yoksulluk ve yoksunluktan ama devlete güvendiklerinden, küçücük yaşımızda verdikleri bu askeri yatılı okul, dayanamayıp firar ettiysek de iki yıl üst üste kalıp uzaklaÅŸtırılsaydık da askerliÄŸin son rütbelerine ulaÅŸtıysak da çaÄŸdaÅŸlarımızdan farklı yaptı bizi...
KonuÅŸmalar

Kendi kendine konuÅŸmanın yararı var mı bilmiyorum? İnsan yaÅŸlandıkça baÅŸkalarıyla daha sık konuÅŸmalı diyor zihin hekimleri.
KonuÅŸmak stresi azaltır, beyni harekete geçirir ve aktif tutarmış. Çünkü dil ve düÅŸünce birbirleriyle iletiÅŸim kurarken daha hızlı düÅŸünmeyi saÄŸlar, ayrıca da hafızayı geliÅŸtirirmiÅŸ.
​
KonuÅŸmak yüz kaslarına, gözkapaklarımıza iyi gelirken, sağırlık ve baÅŸ dönmesi risklerini azaltır, boÄŸaz kaslarını ve akciÄŸer kapasitesini arttırırmış. Yani konuÅŸmamız ve özellikle bağıra bağıra çevremize laf anlatmamız çok yararlıymış.
Duygu ve düÅŸüncelerimizi kalplerimize gömmek bize zarar verir.
Bu doÄŸru elbette.
KonuÅŸmalı ya da yazmalıyız. İkisini birden yapanlar herhalde geceleri rahat uyuyorlardır. YaÅŸlanan insanlara baktığınızda çoÄŸu susmak üzeredir ya da artık susmuÅŸtur. Annem ve babam öÄŸretmen olduklarından çok konuÅŸurlardı. YaÅŸlandıklarında konuÅŸmaz oldular. Öyle pencereden dışarı ya da TV camından içeri bakar dururlardı. Babam televizyonu dinleyip hükumet erbabına kızdığında salondaki masaya daktilosunu getirir, onlara mektuplar yazardı. Lütfen konuÅŸun ve konuÅŸtuklarınız kayda geçsin diye de yazın. Olanağınız varsa görüntülü kayıt yapın. Çünkü artık kimse okumuyor, seyretmek daha iyi geliyor yeni kuÅŸaklara. Bizden sonrakiler belki yazdıklarınızı okur, konuÅŸtuklarınızı izlerler ve sizin ne kadar saf olduÄŸunuzu öÄŸrenirlerken yaÅŸadığınız çağın bir bölümünü de anlayabilirler.
​
İnsanlar sosyal medyada derinlemesine konuÅŸamıyorlar. Mesajlaşırken çoÄŸumuz anlamı net bir ÅŸekilde belirtemiyor ve çoÄŸu kez tek taraflı olarak kendi haklılığımızı kanıtlamaya kalkışıyoruz. KonuÅŸma ile yazma arasındaki ayrıntıyı düÅŸündüÄŸümüzde çok ilginç ÅŸeyler aklımıza düÅŸüyor. Elbette karşılıklı konuÅŸma karşılıklı yazışmadan çok daha etkindir. ÇaÄŸdaÅŸ dünyada iletiÅŸim kanalları çeÅŸitlenmiÅŸ olsa bile sesli konuÅŸmanın ve anlaÅŸmanın tadını ve deÄŸerini hiçbir ÅŸey dolduramıyor. KonuÅŸmak yüz yüze olur, diÄŸerleri söylenmektir. Kitapta yazdıklarımı kendi kendine mırıldanmak olarak deÄŸerlendirebilirsiniz.
​
KonuÅŸarak dertlenmekle yazışarak dertlenmek aynı ÅŸey deÄŸil mi? Son beÅŸ yıldır internetin sosyal medyasında beni takip edenlere yazıp dertlendiklerimi topladım ve bir sohbet düzeninde yazıya döktüm. Derdim çoÄŸunu internet ortamında tanıdığım arkadaÅŸlarımın dertlerini deÅŸmek ve onlarla dertleÅŸmekti. Yazdıklarım güncel siyasetle ve çağımızın merkezi ve yerel yönetimleriyle ilgilenen okuyucunun ilgisini çekeceÄŸini umuyorum.
​
Bekledik de Gelmedin
Bir doÄŸal afet bölgesi olan ülkemizde yaÅŸanan olaylardan bir sonuç çıkarılmaz, olanlar ve acılar çok çabuk unutulur. Ne yazık ki “Balık hafızalıyızdır.” Son baÄŸlamda, baÅŸarı varsa sahiplenilir, baÅŸarısızlık var ise bir yerlere çok güzel havale edilir.
Bizleri fazlasıyla yaralayan ve çok üzen son 6 Åžubat 2023’de meydana gelen depremde yaÅŸanan koordinasyon sıkıntısı ve birçok bölgeye yardımların gecikmesi, AFAD ve TSK’nin sorgulanmasına neden oldu. BilindiÄŸi üzere 1999 Gölcük depreminde, TSK tüm kaynak ve imkanlarını seferber etmiÅŸ, deprem bölgesinde tam 34 bin asker görev yapmıştı. 6 Åžubat 2023’de yaÅŸanan son depremde ise sadece 3 bin asker! Peki nereden kaynaklıyor bu fark?
TSK, içimizi burkan, bizleri acıya sevk eden son 6 Åžubat 2023 depreminde, tüm kuvvet, unsur ve kabiliyetleriyle hasretle beklendi de ama nedense bir türlü gelemedi.
İşte bu kitap, bu sorunu masaya yatırıyor ve birçok açıdan konuyu irdeleyerek bir çözüm önerisi sunuyor.
General Muğlalı Sendromu
“ General Mustafa MuÄŸlalı, KurtuluÅŸ Harbi’nde DoÄŸu Cephesinde Tümen Komutanı olarak görev almış, Cumhuriyet döneminde Tunceli Ayaklanmasının bastırılmasında önemli rol oynamış, Kubilay’ın ÅŸehit edilmesinin ardından Menemen’de kurulan mahkemenin baÅŸkanlığını yapmış, Orgeneral rütbesine kadar yükselmiÅŸ, dirayetli, sadık, baÅŸarılı bir komutandır. 1949 yılında “33 KurÅŸun Olayı” olarak adlandırılan bir olay sonrası yargılanmış, önce idama, daha sonra 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
Orgeneral MuÄŸlalı’nın yaptığı bütün bu hizmetler unutularak askerlik kariyerini yok eden bir yargılamaya uÄŸraması, onun ceza almasından çok daha etkileyici bir olgu yaratmıştır. Bu olgu, ondan sonraki rütbe ve makam sahibi askerlerin onun akıbetine uÄŸrayacakları korkusuna neden olmuÅŸtur. Sonucu, görevlerini yaparlarken inisiyatiflerini kullanmayan birçok asker yaratmıştır. Bu durum bir Orgeneralin cezalandırılmasından daha korkunç bir hale gelmiÅŸtir. Bu yargılama ve bu cezalandırma gelecek kuÅŸaklara “MuÄŸlalı Sendromu” diye bir kavramı armaÄŸan etmiÅŸtir…”

Mustafa MuÄŸlalı’nın Romanı
Orgeneral MuÄŸlalı’nın yaptığı hizmetler ve uÄŸradığı haksızlıkları anımsatıp onun yaÅŸadığı gerçekleri bir kurgu içinde öyküleyen Cumhur Utku, bize bir ilki de anlatıyor. MuÄŸlalı, Cumhuriyetin ilk yargılanan Orgeneralidir.
Mustafa MuÄŸlalı, 1nci Dünya Savaşından sonra İstanbul’dan Anadolu’ya subay ve silah kaçırılmasında Yavuz Grubunda görev yapmıştır.
KurtuluÅŸ Savaşı sırasında DoÄŸu Cephesinde Tümen Komutanlığı görevlerinde bulunmuÅŸ, sonraları Tunceli ayaklanmalarında KoçuÅŸağı Tedip (terbiye) ve Bicar Tenkil (uzaklaÅŸtırma) Harekâtlarını yönetmiÅŸtir.
Dinci ayaklanmada Menemende kurulan mahkemenin başkanıdır.
33 KurÅŸun adıyla anılan olay esnasında da 3’ncü Ordu Komutanıdır. 1947 yılında emekli olmuÅŸ, 1949 yılında yargılanıp idama ve sonra 20 yıl hapse mahkûm olmuÅŸ, 1951 yılında da ölmüÅŸtür.
Ölümünden 36 yıl sonra cenazesi törenle devlet mezarlığına taşındı. 1997'de itibarı iade edilerek büstü Harp Akademileri bahçesindeki kahraman komutanlar büstleri arasına kondu. 2004 yılında Van Özalp Hudut Tabur Komutanlığı kışlasına ismi verildi ancak yedi yıl sonra siyasi baskılarla ismi kışladan geri alındı.
Mustafa MuÄŸlalı’nın Romanı, Cumhur Utku’nun Devrimin Çoban Yıldızı Mustafa Necati’nin Romanından sonra ikinci biyografik romanını ve yakın tarihimizle ilgili üçüncü kitabıdır.

Ihtilal Mektupları
Cumhur Utku'nun bu kitabında ihtilale gelinen süreç, 27 Mayıs 1960 günleri ve sonraki geliÅŸmeler anlatılıyor.
Harekattan sonra 13 Kasım 1960 kararları ile yaÅŸanan tasfiye sonucu yurt dışına gönderilen ve 14'ler olarak adlandırılan üyelerinin, arkadaÅŸlarına gönderdikleri mektuplarına yansımış düÅŸünceleri yer alıyor.
27 Mayıs İhtilâli'ni birlikte yapan ve sonra yolları ayrılan subayların hem kendileri hem de bir anlamda yaptıkları devrimle ilgi hesaplaÅŸmalarını belgeleyen bu mektuplarda kızgınlık, hayal kırıklığı, öfke, çaresizlik, tehdit gibi insana özgü tepkiler ve vatan hasreti dikkat çekiyor.
27 Mayıs'ın Merkez Komitesi nerede, ne zaman, kimler tarafından oluÅŸturuldu? Demokrat Partinin icraatları, 38 kiÅŸilik Milli Birlik Komitesi üyelerinin daha önceki İhtilal merkez komitesindeki durumları anlatılıyor.
Orhan Kabibay’ın ihtilalci arkadaÅŸlarına, "Yönetimi yeni siyasetçilere teslim ettiÄŸimiz gün hep birlikte intihar edelim..." dediÄŸi, ne karşılık gördüÄŸü öÄŸreniliyor. TürkeÅŸ, MBK'ne nasıl alındı, aceleciliÄŸi nelere mal oldu? 27 Mayıs'ta yönetimi ele geçirenler ne umdular ne buldular? O günlerdeki belgeler ışığında, emekli edilen subayların durumu neydi? Yeni Anayasa ve yeni oluÅŸturulan devlet kurumları nelerdi? 14 Mayıs 1950 seçimlerinden 27 Mayıs’a geliÅŸ süreci nasıldı? 27 Mayıs’ın ışıklı görüntüsünden 12 Eylül’ün karanlık yıkıntısına açılan pencereler nelerdi?
27 Mayıs’ta Askeri Orta Okul öÄŸrencisi, 12 Eylül’de Yüzbaşı, 28 Åžubat’ta Albay olan Cumhur Utku’nun gözlemleri bu kitapta da devam ediyor.

Eylül Yalanları
12 Eylül 1980 günü aylardır beklenen gerçekleÅŸmiÅŸti.
Hamlenin hangi yandan geldiÄŸini anlayamayan siyasal örgüt ve partiler, önce ÅŸaÅŸkın ve sessizce beklediler. Aradan en fazla üç hafta geçtikten sonra belirsizlikler kalkmış ama karşılıklı vuruÅŸmalar ve devlete karşı terör hareketleri yeniden baÅŸlamıştı.
Hamle boşa mı gitmişti?
Oradaydım, tam yumruÄŸun vurulduÄŸu yerde…
O günlerde İstanbul, Hasdal'da Yüzbaşıydım. Sıkıyönetim uygulamalarında gece gündüz sokaklardaydım.
Bu kitaptaki bilgilerin, düÅŸüncelerin ve anıların konuyu incelemek isteyenlere yol gösterici olacağını umuyorum.

Devrimin Çoban Yıldızı;
Bir Mustafa Necati Romanı
"Genç öÄŸretmenim! Yarınki yaÅŸam sizin güçlü elleriniz arasında doÄŸacaktır. GeleceÄŸi elde etmek için devamlı ağır görevler yüklenerek yürüyeceksiniz. Var olan yaÅŸama, yıldan yıla artan bir güç ve gittikçe çoÄŸalan bir hızla ilerleyeceksiniz. Bu yükselme yolunuzda sayısız zorluklarla karşılaÅŸacaksınız. Bu zorluklar, sizin azminizi çoÄŸaltmaktan baÅŸka bir iÅŸe yaramayacaktır."
Milli EÄŸitim Bakanı Mustafa Necati, Millet Mektepleri açılış törenleri için konuÅŸmasını yazdı. Özellikle köy kadınlarına okuryazarlığı bir an önce öÄŸretmek gerekiyordu. Köy anaları okuryazar olursa, onların çocukları da okuryazar olurdu. Üç yılda bir milyon kiÅŸi hedeflemiÅŸti. Üç yıl bittiÄŸinde okuryazarlığını sürdürebilecek durumdaki yurttaÅŸ sayısı, bir milyon iki yüz kiÅŸi oldu. Ama hiçbir bakanlık görevlisi hedefi aÅŸan bu sayıyı Necati Bey'e söyleyemedi.
Mustafa Kemal PaÅŸa'nın onayıyla ilk meclise seçilmiÅŸtir Mustafa Necati. KurtuluÅŸ Savaşı'nda Müdafaayı Hukukçu ve gerektiÄŸinde Kuzey Ege daÄŸlarında Kuvayı Milliye Müfreze Komutanıdır. Milli EÄŸitim Bakanlığı süresinde yeni harf, yeni rakam, yeni ölçü birimleri kanun tasarılarını hazırlayan, planlayan, kanunlaÅŸması ve Millet Mektepleri'yle uygulanmasına öncülük eden, devrimci bir devlet adamı, Lozan AntlaÅŸması'nın kabulünden hemen sonraki uygulamalarda zorunlu göçle ilgili esasları koyan, ilk Mübadele, İmar ve İskân Bakanı, hilafetin kaldırılmasından sonra İslami Hukuk döneminin sona ermesine emek veren bir Adalet Bakanı...
Mustafa Necati, Köy Mektepleri ve Köy Enstitüleri'nin düÅŸünsel temellerini attı. Türkiye'de öÄŸretmenlik onun döneminde itibarlı bir meslek oldu.
Millet Mektepleri'nin açılacağı gün, 1 Ocak 1929'da otuz beÅŸ yaşında öldü.
Vakitsiz ölüm haberini alan Atatürk'ün aÄŸladığı aktarılır.
Cumhur Utku, "Devrimin Çoban Yıldızı Mustafa Necati"de Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atan gerçek devrimcilerden Mustafa Necati UÄŸural'ın, kısa yaÅŸamöyküsünü, bir roman kurgusu içinde anlatıyor.
Fotoğraflarıyla...

Silivri'ye Mektuplar
Cumhur Utku, özel yetkili savcılarca tutuklanan ve özel yetkili mahkemelerce yargılanan düÅŸünce ve silah arkadaÅŸlarının her birine mektuplar yazmış.
Ancak dertleÅŸeyim derken onların dertlerini arttıracağı endiÅŸesiyle yazdıklarını göndermemiÅŸ, biriktirmiÅŸ. "Memleketin yetiÅŸtirdiÄŸi insanların onurlarıyla oynanarak yıllar süren sahte gündemler yaratılmış, esas ve temel sorunlar gözden kaçırılmıştır.
Bir yerde vicdanlar söndürülmüÅŸse eÄŸer, orada toplumsal hayat gitti gider...
Bir yerde hukuk öldürülmüÅŸse eÄŸer, birçok ciÄŸerde yangınlar sürer." 2008 yılı Mart ayından bu yana özellikle Türk Ordusuna karşı yapılan operasyonlarda, hükümet edenlerin tutumlarında, hukuk üzerine oynanan oyunlarda, Ergenekon ve Balyoz gibi siyasal davalarda ortaya çıkan haklı tepkiler ve haksız tepkisizlikler ele alınmış.
"Umut, halkçı aydınlarda, efsane komutanlarda deÄŸil, siyaseti halkla birlikte uygulayabilen siyasetçilerdedir. Åžimdiye kadar bu sorunu çözselerdi onlar çözerdi. İstemediler! Yeter ki istesinler. Umut, iyi bir toplumsal planda birleÅŸtiren siyasi programdadır."
Bir kısmı internette ve dergilerde yayınlanan yazılar, el altında bulundurulması ve özellikle tarihe kaydedilmesi için kitaplaÅŸtırılmıştır. "Ulusun ve devletin varlığını saÄŸlıklı bir ÅŸekilde sürdürebilmek için; Ulusçu bir siyasal yapıya, huzurlu bir toplumsal yapıya ve çözüm üretme becerisine sahip bilimsel bir bürokratik yapıya gereksinim vardır."
Yazar, içerde ve dışarıdaki bütün yurtseverlere, güncele kapılmadan fotoÄŸrafın bütününü görenlere, gerçeÄŸi bilenlere ve üzülenlere yazmış:
"Åžah gitti... Tamam, kabul! Ama bu oyunda mat olmak öyle kolay deÄŸil!"
Emperyalizmin kahpe savaşında, umudunu kaybetmeyen fedailere (kolculara) yazmış:
"Bütün yaraları pansuman yapacak sargı bezi var sırt çantamızda...
KuruluÅŸ ve kurtuluÅŸtan beri kütüklüklerimiz dolu, mekanizmalar tutukluk yapmayacak ÅŸekilde yaÄŸlı. Bitmedi mermimiz, hala elimizdedir mavzerimiz...
Yıllardır nöbetteyiz!"
Memleketin geçmiÅŸine, bu gününe ve geleceÄŸine dair bir kitap!

14'lerden Suphi Karaman'a İhtilal Mektupları
Emekli Albay Cumhur Utku'nun yayına hazırladığı bu kitapta MBK içinde 13 Kasım 1960 kararları ile yaÅŸanan tasfiye sonucu yurtdışına gönderilen, 14'ler olarak adlandırılan üyelerin, MBK'nin önde gelen dört kiÅŸiden biri olan Suphi Karaman'a yazdıkları mektuplar yer alıyor.
27 Mayıs Devrimi'ni birlikte yapan ve sonra yolları ayrılan insanların, hem kendileri ile hemde bir anlamda yaptıkları devrimle hesaplaÅŸmalarını belgeleyen bu mektuplarda, kızgınlık, hayal kırıklığı, öfke, çaresizlik, tehdit gibi insana özgü tepkiler ve vatan hasreti dikkat çekiyor.
Kitabın içerisinde bazı konu baÅŸlıkları ÅŸunlardır: 27 Mayıs Devrimi'ni örgütleyen ilk çekirdek kadroda yer alan dört kiÅŸi... 27 Mayıs'ın Merkez Komitesi nerede, ne zaman, kimler tarafından oluÅŸturuldu? Suphi Karaman'ın Merkez Komite'deki yeri... Åžefik Soyuyüce'den 27 Mayısçılara: "Hep birlikte intihar edelim..." TürkeÅŸ, MBK'ya nasıl alındı?... AceleciliÄŸi nelere mal oldu?... Toplantılardan nasıl uzaklaÅŸtırıldı?... 27 Mayıs'ta yönetime talip olanlar, ne umdular, ne buldular?.. Tasfiye edilen 14'lerin mektuplarında Suphi Karaman'a güven satırları... 27 Mayıs, 12 Eylül KarşılaÅŸtırması: "12 Eylül'ün periÅŸan yıkıntıları arasından görünen 27 Mayıs'ın pırıltılı görüntüsü... "Suphi Karaman'ın "Ulusal Devlet" ve "Ulusal Ordu" konusundaki görüÅŸleri...

