top of page

Selimiye Günleri

WhatsApp Image 2025-08-02 at 11.55.04 AM.jpeg

Kitabı hazırlarken, irtibatta olduğum ve nazımın geçtiği arkadaşlarımın anılarından, Selimiye Web Sitesinden, etkinlik günlerindeki konuşmalardan ve en önemlisi, o zamanlar Müzik Öğretmenimiz olan, şimdi ışık ve müzik içinde uyuyan Serdar Öztürk’ün hazırlayıp hepimize verdiği Selimiye broşüründen yararlandım.

Bu kitapta tam iki bin beş yüz kırk altı (2546) hayat var. Selimiye Askeri Ortaokulunda okuyanların miktarıdır bu. Altmış beş yıl önceki o kışlada koşuşturan üniformalı çocukların birazı subay, birazı mühendis, birazı öğretmen, birazı edebiyatçı, birazı sanatçı yetiştiler. Geri kalanlar mı? “Fazla hamaset yapıyorsun!” deseniz bile söyleyeceğim. Geri kalanlarımız benden daha fazla “vatansever” oldular.

1959’un Temmuz ayında Askeri Ortaokulların birleştirilip hepsinin bir yerde toplanmasıyla ilgili bir gazete haberi var. Demokrat Parti dönemindeki bu gereksinme neden duyulmuş, neden aceleye getirilmiş ve kimler istemişti? Daha sonra 1966 yılında neden Askeri liseler de kaldırılıp Kuleli ’de birleştirilmişti? Bu soruların yanıtını bulmak ancak emekli olduktan sonra aklımıza gelmişti. Arkadaşlarla epey araştırdık ama bulamadık. Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Arşiv Müdürlüğüne gidip resmen soruşturmak gerektiğini biliyordum ama “Bu çağda bu dinozor albay neden bunları inceleme gereği duyuyor?” sorusunu sorarlar diye de çekinmiştim. Kara Kuvvetlerinin arşivlerinde mutlaka ilgili belge/belgeler vardır. İlerde bir subayımız ya da bir askeri okulumuz “Cumhuriyet Dönemi Askeri Okullar” konulu akademik bir araştırma yapar umarım.

Bizler anne ve babalarımızdan uzakta, bu koca kışlada koştururken, o yaşlarda adaletin ne demek olduğunu herkesten önce gördük. Belki de kötülüklere karşı mücadelenin nasıl yapılacağını, nasıl birlik olunacağına, bir örgütün nasıl kurulacağını, nasıl etkili olacağını, hak, hukuk ve adaletin ne olduğunu o yaşlarda, erkenden öğrenme fırsatımız olmuştu.

Yatılı okulun o yaşlarda zararlı yönleri de vardı, akran zorbalığının ne mene bir şey olduğunu biz çok önceleri öğrendik. Ama herkesten önce “ötekini dinlemeyi” de öğrenmiştik. Anne babalarımızın çoğunun yoksulluk ve yoksunluktan ama devlete güvendiklerinden, küçücük yaşımızda verdikleri bu askeri yatılı okul, dayanamayıp firar ettiysek de iki yıl üst üste kalıp uzaklaştırılsaydık da askerliğin son rütbelerine ulaştıysak da çağdaşlarımızdan farklı yaptı bizi...

Konuşmalar

Konusmalar kapak.jpeg

Kendi kendine konuşmanın yararı var mı bilmiyorum? İnsan yaşlandıkça başkalarıyla daha sık konuşmalı diyor zihin hekimleri.

 

Konuşmak stresi azaltır, beyni harekete geçirir ve aktif tutarmış. Çünkü dil ve düşünce birbirleriyle iletişim kurarken daha hızlı düşünmeyi sağlar, ayrıca da hafızayı geliştirirmiş.

Konuşmak yüz kaslarına, gözkapaklarımıza iyi gelirken, sağırlık ve baş dönmesi risklerini azaltır, boğaz kaslarını ve akciğer kapasitesini arttırırmış. Yani konuşmamız ve özellikle bağıra bağıra çevremize laf anlatmamız çok yararlıymış.

Duygu ve düşüncelerimizi kalplerimize gömmek bize zarar verir.

Bu doğru elbette.

Konuşmalı ya da yazmalıyız. İkisini birden yapanlar herhalde geceleri rahat uyuyorlardır. Yaşlanan insanlara baktığınızda çoğu susmak üzeredir ya da artık susmuştur. Annem ve babam öğretmen olduklarından çok konuşurlardı. Yaşlandıklarında konuşmaz oldular. Öyle pencereden dışarı ya da TV camından içeri bakar dururlardı. Babam televizyonu dinleyip hükumet erbabına kızdığında salondaki masaya daktilosunu getirir, onlara mektuplar yazardı. Lütfen konuşun ve konuştuklarınız kayda geçsin diye de yazın. Olanağınız varsa görüntülü kayıt yapın. Çünkü artık kimse okumuyor, seyretmek daha iyi geliyor yeni kuşaklara. Bizden sonrakiler belki yazdıklarınızı okur, konuştuklarınızı izlerler ve sizin ne kadar saf olduğunuzu öğrenirlerken yaşadığınız çağın bir bölümünü de anlayabilirler.

İnsanlar sosyal medyada derinlemesine konuşamıyorlar. Mesajlaşırken çoğumuz anlamı net bir şekilde belirtemiyor ve çoğu kez tek taraflı olarak kendi haklılığımızı kanıtlamaya kalkışıyoruz. Konuşma ile yazma arasındaki ayrıntıyı düşündüğümüzde çok ilginç şeyler aklımıza düşüyor. Elbette karşılıklı konuşma karşılıklı yazışmadan çok daha etkindir. Çağdaş dünyada iletişim kanalları çeşitlenmiş olsa bile sesli konuşmanın ve anlaşmanın tadını ve değerini hiçbir şey dolduramıyor. Konuşmak yüz yüze olur, diğerleri söylenmektir. Kitapta yazdıklarımı kendi kendine mırıldanmak olarak değerlendirebilirsiniz.

Konuşarak dertlenmekle yazışarak dertlenmek aynı şey değil mi? Son beş yıldır internetin sosyal medyasında beni takip edenlere yazıp dertlendiklerimi topladım ve bir sohbet düzeninde yazıya döktüm. Derdim çoğunu internet ortamında tanıdığım arkadaşlarımın dertlerini deşmek ve onlarla dertleşmekti. Yazdıklarım güncel siyasetle ve çağımızın merkezi ve yerel yönetimleriyle ilgilenen okuyucunun ilgisini çekeceğini umuyorum.

Bekledik de gelmedin by Cumhur Utku.jpeg

Bekledik de Gelmedin

Bir doğal afet bölgesi olan ülkemizde yaşanan olaylardan bir sonuç çıkarılmaz, olanlar ve acılar çok çabuk unutulur. Ne yazık ki “Balık hafızalıyızdır.” Son bağlamda, başarı varsa sahiplenilir, başarısızlık var ise bir yerlere çok güzel havale edilir.


Bizleri fazlasıyla yaralayan ve çok üzen son 6 Şubat 2023’de meydana gelen depremde yaşanan koordinasyon sıkıntısı ve birçok bölgeye yardımların gecikmesi, AFAD ve TSK’nin sorgulanmasına neden oldu. Bilindiği üzere 1999 Gölcük depreminde, TSK tüm kaynak ve imkanlarını seferber etmiş, deprem bölgesinde tam 34 bin asker görev yapmıştı. 6 Şubat 2023’de yaşanan son depremde ise sadece 3 bin asker! Peki nereden kaynaklıyor bu fark?


TSK, içimizi burkan, bizleri acıya sevk eden son 6 Şubat 2023 depreminde, tüm kuvvet, unsur ve kabiliyetleriyle hasretle beklendi de ama nedense bir türlü gelemedi.


İşte bu kitap, bu sorunu masaya yatırıyor ve birçok açıdan konuyu irdeleyerek bir çözüm önerisi sunuyor.

general muglali sendromu.bmp

General Muğlalı Sendromu

“ General Mustafa Muğlalı, Kurtuluş Harbi’nde Doğu Cephesinde Tümen Komutanı olarak görev almış, Cumhuriyet döneminde Tunceli Ayaklanmasının bastırılmasında önemli rol oynamış,  Kubilay’ın şehit edilmesinin ardından Menemen’de kurulan mahkemenin başkanlığını yapmış, Orgeneral rütbesine kadar yükselmiş, dirayetli, sadık, başarılı bir komutandır. 1949 yılında “33 Kurşun Olayı” olarak adlandırılan bir olay sonrası yargılanmış, önce idama, daha sonra 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
 

Orgeneral Muğlalı’nın yaptığı bütün bu hizmetler unutularak askerlik kariyerini yok eden bir yargılamaya uğraması, onun ceza almasından çok daha etkileyici bir olgu yaratmıştır. Bu olgu, ondan sonraki rütbe ve makam sahibi askerlerin onun akıbetine uğrayacakları korkusuna neden olmuştur. Sonucu, görevlerini yaparlarken inisiyatiflerini kullanmayan birçok asker yaratmıştır. Bu durum bir Orgeneralin cezalandırılmasından daha korkunç bir hale gelmiştir. Bu yargılama ve bu cezalandırma gelecek kuşaklara “Muğlalı Sendromu” diye bir kavramı armağan etmiştir…”

mustafa muglali .jpg

MustafMuğlalı’nın Romanı 

Orgeneral Muğlalı’nın yaptığı hizmetler ve uğradığı haksızlıkları anımsatıp onun yaşadığı gerçekleri bir kurgu içinde öyküleyen Cumhur Utku, bize bir ilki de anlatıyor. Muğlalı, Cumhuriyetin ilk yargılanan Orgeneralidir.
Mustafa Muğlalı, 1nci Dünya Savaşından sonra İstanbul’dan Anadolu’ya subay ve silah kaçırılmasında Yavuz Grubunda görev yapmıştır.
Kurtuluş Savaşı sırasında Doğu Cephesinde Tümen Komutanlığı görevlerinde bulunmuş, sonraları Tunceli ayaklanmalarında Koçuşağı Tedip (terbiye) ve Bicar Tenkil (uzaklaştırma) Harekâtlarını yönetmiştir.
Dinci ayaklanmada Menemende kurulan mahkemenin başkanıdır.
33 Kurşun adıyla anılan olay esnasında da 3’ncü Ordu Komutanıdır. 1947 yılında emekli olmuş, 1949 yılında yargılanıp idama ve sonra 20 yıl hapse mahkûm olmuş, 1951 yılında da ölmüştür.
Ölümünden 36 yıl sonra cenazesi törenle devlet mezarlığına taşındı. 1997'de itibarı iade edilerek büstü Harp Akademileri bahçesindeki kahraman komutanlar büstleri arasına kondu. 2004 yılında Van Özalp Hudut Tabur Komutanlığı kışlasına ismi verildi ancak yedi yıl sonra siyasi baskılarla ismi kışladan geri alındı.
Mustafa Muğlalı’nın Romanı, Cumhur Utku’nun Devrimin Çoban Yıldızı Mustafa Necati’nin Romanından sonra ikinci biyografik romanını ve yakın tarihimizle ilgili üçüncü kitabıdır.

ihtilal mektuplari.jpeg

Ihtilal Mektupları 

Cumhur Utku'nun bu kitabında ihtilale gelinen süreç, 27 Mayıs 1960 günleri ve sonraki gelişmeler anlatılıyor. 


Harekattan sonra 13 Kasım 1960 kararları ile yaşanan tasfiye sonucu yurt dışına gönderilen ve 14'ler olarak adlandırılan üyelerinin, arkadaşlarına gönderdikleri mektuplarına yansımış düşünceleri yer alıyor.


27 Mayıs İhtilâli'ni birlikte yapan ve sonra yolları ayrılan subayların hem kendileri hem de bir anlamda yaptıkları devrimle ilgi hesaplaşmalarını belgeleyen bu mektuplarda kızgınlık, hayal kırıklığı, öfke, çaresizlik, tehdit gibi insana özgü tepkiler ve vatan hasreti dikkat çekiyor.
27 Mayıs'ın Merkez Komitesi nerede, ne zaman, kimler tarafından oluşturuldu? Demokrat Partinin icraatları, 38 kişilik Milli Birlik Komitesi üyelerinin daha önceki İhtilal merkez komitesindeki durumları anlatılıyor.  


Orhan Kabibay’ın ihtilalci arkadaşlarına, "Yönetimi yeni siyasetçilere teslim ettiğimiz gün hep birlikte intihar edelim..." dediği, ne karşılık gördüğü öğreniliyor. Türkeş, MBK'ne nasıl alındı, aceleciliği nelere mal oldu? 27 Mayıs'ta yönetimi ele geçirenler ne umdular ne buldular? O günlerdeki belgeler ışığında, emekli edilen subayların durumu neydi? Yeni Anayasa ve yeni oluşturulan devlet kurumları nelerdi?  14 Mayıs 1950 seçimlerinden 27 Mayıs’a geliş süreci nasıldı? 27 Mayıs’ın ışıklı görüntüsünden 12 Eylül’ün karanlık yıkıntısına açılan pencereler nelerdi?


27 Mayıs’ta Askeri Orta Okul öğrencisi, 12 Eylül’de Yüzbaşı, 28 Şubat’ta Albay olan Cumhur Utku’nun gözlemleri bu kitapta da devam ediyor.

Eylul yalanlari

Eylül Yalanları

12 Eylül 1980 günü aylardır beklenen gerçekleşmişti.

 

Hamlenin hangi yandan geldiğini anlayamayan siyasal örgüt ve partiler, önce şaşkın ve sessizce beklediler. Aradan en fazla üç hafta geçtikten sonra belirsizlikler kalkmış ama karşılıklı vuruşmalar ve devlete karşı terör hareketleri yeniden başlamıştı.

 

Hamle boşa mı gitmişti?

 

Oradaydım, tam yumruğun vurulduğu yerde…

O günlerde İstanbul, Hasdal'da Yüzbaşıydım. Sıkıyönetim uygulamalarında gece gündüz sokaklardaydım.

 

Bu kitaptaki bilgilerin, düşüncelerin ve anıların konuyu incelemek isteyenlere yol gösterici olacağını umuyorum.

devrimin.jpeg

Devrimin Çoban Yıldızı;

Bir Mustafa Necati Romanı

"Genç öğretmenim! Yarınki yaşam sizin güçlü elleriniz arasında doğacaktır. Geleceği elde etmek için devamlı ağır görevler yüklenerek yürüyeceksiniz. Var olan yaşama, yıldan yıla artan bir güç ve gittikçe çoğalan bir hızla ilerleyeceksiniz. Bu yükselme yolunuzda sayısız zorluklarla karşılaşacaksınız. Bu zorluklar, sizin azminizi çoğaltmaktan başka bir işe yaramayacaktır."

 

Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, Millet Mektepleri açılış törenleri için konuşmasını yazdı. Özellikle köy kadınlarına okuryazarlığı bir an önce öğretmek gerekiyordu. Köy anaları okuryazar olursa, onların çocukları da okuryazar olurdu. Üç yılda bir milyon kişi hedeflemişti. Üç yıl bittiğinde okuryazarlığını sürdürebilecek durumdaki yurttaş sayısı, bir milyon iki yüz kişi oldu. Ama hiçbir bakanlık görevlisi hedefi aşan bu sayıyı Necati Bey'e söyleyemedi.

 

Mustafa Kemal Paşa'nın onayıyla ilk meclise seçilmiştir Mustafa Necati. Kurtuluş Savaşı'nda Müdafaayı Hukukçu ve gerektiğinde Kuzey Ege dağlarında Kuvayı Milliye Müfreze Komutanıdır. Milli Eğitim Bakanlığı süresinde yeni harf, yeni rakam, yeni ölçü birimleri kanun tasarılarını hazırlayan, planlayan, kanunlaşması ve Millet Mektepleri'yle uygulanmasına öncülük eden, devrimci bir devlet adamı, Lozan Antlaşması'nın kabulünden hemen sonraki uygulamalarda zorunlu göçle ilgili esasları koyan, ilk Mübadele, İmar ve İskân Bakanı, hilafetin kaldırılmasından sonra İslami Hukuk döneminin sona ermesine emek veren bir Adalet Bakanı...

 

Mustafa Necati, Köy Mektepleri ve Köy Enstitüleri'nin düşünsel temellerini attı. Türkiye'de öğretmenlik onun döneminde itibarlı bir meslek oldu.

 

Millet Mektepleri'nin açılacağı gün, 1 Ocak 1929'da otuz beş yaşında öldü.

Vakitsiz ölüm haberini alan Atatürk'ün ağladığı aktarılır.

 

Cumhur Utku, "Devrimin Çoban Yıldızı Mustafa Necati"de Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atan gerçek devrimcilerden Mustafa Necati Uğural'ın, kısa yaşamöyküsünü, bir roman kurgusu içinde anlatıyor.

 

Fotoğraflarıyla...

Silivriye Mektuplar

Silivri'ye Mektuplar

Cumhur Utku, özel yetkili savcılarca tutuklanan ve özel yetkili mahkemelerce yargılanan düşünce ve silah arkadaşlarının her birine mektuplar yazmış.

 

Ancak dertleşeyim derken onların dertlerini arttıracağı endişesiyle yazdıklarını göndermemiş, biriktirmiş. "Memleketin yetiştirdiği insanların onurlarıyla oynanarak yıllar süren sahte gündemler yaratılmış, esas ve temel sorunlar gözden kaçırılmıştır.

Bir yerde vicdanlar söndürülmüşse eğer, orada toplumsal hayat gitti gider...

 

Bir yerde hukuk öldürülmüşse eğer, birçok ciğerde yangınlar sürer." 2008 yılı Mart ayından bu yana özellikle Türk Ordusuna karşı yapılan operasyonlarda, hükümet edenlerin tutumlarında, hukuk üzerine oynanan oyunlarda, Ergenekon ve Balyoz gibi siyasal davalarda ortaya çıkan haklı tepkiler ve haksız tepkisizlikler ele alınmış.

"Umut, halkçı aydınlarda, efsane komutanlarda değil, siyaseti halkla birlikte uygulayabilen siyasetçilerdedir. Şimdiye kadar bu sorunu çözselerdi onlar çözerdi. İstemediler! Yeter ki istesinler. Umut, iyi bir toplumsal planda birleştiren siyasi programdadır."

 

Bir kısmı internette ve dergilerde yayınlanan yazılar, el altında bulundurulması ve özellikle tarihe kaydedilmesi için kitaplaştırılmıştır. "Ulusun ve devletin varlığını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için; Ulusçu bir siyasal yapıya, huzurlu bir toplumsal yapıya ve çözüm üretme becerisine sahip bilimsel bir bürokratik yapıya gereksinim vardır."

 

Yazar, içerde ve dışarıdaki bütün yurtseverlere, güncele kapılmadan fotoğrafın bütününü görenlere, gerçeği bilenlere ve üzülenlere yazmış:

"Şah gitti... Tamam, kabul! Ama bu oyunda mat olmak öyle kolay değil!"

 

Emperyalizmin kahpe savaşında, umudunu kaybetmeyen fedailere (kolculara) yazmış:

"Bütün yaraları pansuman yapacak sargı bezi var sırt çantamızda...

Kuruluş ve kurtuluştan beri kütüklüklerimiz dolu, mekanizmalar tutukluk yapmayacak şekilde yağlı. Bitmedi mermimiz, hala elimizdedir mavzerimiz...

Yıllardır nöbetteyiz!"

 

Memleketin geçmişine, bu gününe ve geleceğine dair bir kitap!

1.jpg

14'lerden Suphi Karaman'a İhtilal Mektupları

Emekli Albay Cumhur Utku'nun yayına hazırladığı bu kitapta MBK içinde 13 Kasım 1960 kararları ile yaşanan tasfiye sonucu yurtdışına gönderilen, 14'ler olarak adlandırılan üyelerin, MBK'nin önde gelen dört kişiden biri olan Suphi Karaman'a yazdıkları mektuplar yer alıyor.

 

27 Mayıs Devrimi'ni birlikte yapan ve sonra yolları ayrılan insanların, hem kendileri ile hemde bir anlamda yaptıkları devrimle hesaplaşmalarını belgeleyen bu mektuplarda, kızgınlık, hayal kırıklığı, öfke, çaresizlik, tehdit gibi insana özgü tepkiler ve vatan hasreti dikkat çekiyor.

 

Kitabın içerisinde bazı konu başlıkları şunlardır: 27 Mayıs Devrimi'ni örgütleyen ilk çekirdek kadroda yer alan dört kişi... 27 Mayıs'ın Merkez Komitesi nerede, ne zaman, kimler tarafından oluşturuldu? Suphi Karaman'ın Merkez Komite'deki yeri... Şefik Soyuyüce'den 27 Mayısçılara: "Hep birlikte intihar edelim..." Türkeş, MBK'ya nasıl alındı?... Aceleciliği nelere mal oldu?... Toplantılardan nasıl uzaklaştırıldı?... 27 Mayıs'ta yönetime talip olanlar, ne umdular, ne buldular?.. Tasfiye edilen 14'lerin mektuplarında Suphi Karaman'a güven satırları... 27 Mayıs, 12 Eylül Karşılaştırması: "12 Eylül'ün perişan yıkıntıları arasından görünen 27 Mayıs'ın pırıltılı görüntüsü... "Suphi Karaman'ın "Ulusal Devlet" ve "Ulusal Ordu" konusundaki görüşleri...

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
bottom of page